Geceyi kanıtlayamazsın.
Gündüzün çocuğu olmaz.
Sevişirken terlemiyorsan, onu sevmiyorsun.
Geceyi kanıtlayamazsın.
Şiir de hayatı karşılamaz; şiir hayattan nefret eder.
Şiir; zeka seviyesi yüksek vahşi bir hayvandır.
Geceyi kanıtlayamazsın.
Kanıtlamaya çalışırsan miden bulanır,
Kusarsın.
Aşk bütün suçları üstlenmek demektir.
Söz belirsizdir
Yazı kalır
Kadın ölür
Ölmek komik bir şeydir.
Doğmak kanıtlanamaz.
Doğumu kanıtlayamazsın.
Benim seni sevişimi kanıtlayamazsın.
Sevmek ortadadır, kim tutarsa elinde kalır.
Müzik kesilir.
Bir çocuk oyununda olduğu gibi; sevmek kimin elindeyse o yanar.
Kalbinde kelepir bir aşkla kendine sığınacak ev tutmak için sokak sokak dolaşırsın.
Geceyi kanıtlayamazsın.
Geceyi kanıtlamana ben engel olurum.
Bunu kafana sok; yalnızsın.
Hatta yapayalnızsın.
Sen bir etsin. Anlaştık mı ?
Geceyi kanıtlayamazsın.
Delirmenin neresindeyiz ?
Delirmenin bir dağ kasabasındayız.
Artık ifade etmeyeceğiz.
Bizi bulamayacaklar.
Biz kaçtık.
Biz çağımızdan kaçtık.
Biz yaramazlar gibi kaçtık.
Biz birbirimize yaralarımızı gösterdik.
İstersek şimdi yağmuru bile başlatırız.
sevmek tanrıyı tanımamazlıktan gelmektir
Evet “seni seviyorum” diye bitmeyecek ve evet yastığımda tek bir çapak bile yok sana adanan.
Seni öpmek, bir sigaradan nefes çekmek gibi bu son gecede.
Tuzlu bir sigarayı basmak gözlere, sen olmayan bir cümle kurmak gibi.
Biliyorum bu aşkta biraz ayrılık kalmış.
Tuzlu bir sigarayı basmak gözlere, sen olmayan bir cümle kurmak gibi.
Biliyorum bu aşkta biraz ayrılık kalmış.
Bize kalan tek renk kırmızıyken, mavi bir oğlumuz olsun isterdim hep.
Bırak annenin okuttuğu dualar avuçlarında dursun ve sus lütfen, içimde biraz umut kalmış.
Bırak annenin okuttuğu dualar avuçlarında dursun ve sus lütfen, içimde biraz umut kalmış.
Yeter, okşadığın tetiğe bas artık bende biraz can kalmış.
Sana ölüyorum.
Böyle kanar bir olmaz’ın analistliği, böyle susar kalırsın
tek sözcük suçluyorsa içinde saklandığı cümleyi:
sevmek, tanrıyı tanımamazlıktan gelmektir
Sana ölüyorum.
Böyle kanar bir olmaz’ın analistliği, böyle susar kalırsın
tek sözcük suçluyorsa içinde saklandığı cümleyi:
sevmek, tanrıyı tanımamazlıktan gelmektir
Kaybetmek
Aslında sabah göğüslerini kesip saçlarını kazıtmaya karar vermişti.
Çıkamadı yatağından. Yüzlerce insan onu izliyor gibi utandı, çıkaramadı kafasını dışarı. Bacaklarını sarkıtıp ayak parmaklarını dokudurdu soğuğa. Karşısında durdu aynanın. Bi tokat attı. Çok kızdı ona. “Bir insan nasıl bu kadar çirkin olabilir” diye bağırdı.
Sinirden midesi bulanıyordu. Kussa kusardı içindeki Pinokyo’yu, Tom Sawyer’ı, Küçük Prens’i, Marvin’i, Martı Jonathan’ı ve Zeze’yi.
Koluyla başının arasına yastık sıkıştırarak uyuyan adamı izleme üzerine kurduğu monokrasiyi yıktı önce. Sonra yumurta yedi.
Bu sabahtan itibaren aleni kısırdı. Belki hiç çocuğu olmayacaktı, belki de bu şehre hiç sinema gelmeyecekti
Ben Uyuyana Kadar Nefesimi Dinlerdin
"Herkesin kendi tanrısı var, sen ölünce ölüyor o da." yazmıştı Cemal. 2 sene önce 19 Aralıkta tam bu saatlerde benim tanrım öldü.
Çocukluğumdan arta kalandın sen.
Susmak oyun oynamaktan daha zor bugün.
Dişlerinin arası açık senin de. Koskocaman dudakların. Kızıl saçların. Bembeyaz yüzün. İzmir doğumlusun.
Ben kestikçe sen dikiyorsun bugün bileklerimi.
Hıçkırıp ağlarken esrar gibi çekiyorum burnumu.
Öpemedim seni. Sigara kokan parmaklarından. Tuzlu yanaklarından.
Cesedine hayat veririm belki diye her Aralık aşık oluyorum bi adama.
Hafızamı kaybettim bugün. Seni soruyorum herkese.
23 Ekim'i hatırlıyorum. Beni doğurduğunu. Önce aldın eline, sonra tozumu sildin, hohladın, parlattın, ovdun ve okşadın beni.
Beyaz külotlu çorabımın dizindeki yuvarlak kan lekesini görünce ağladığını hatırlıyorum.
Ön cebinde duran yavru kanguruydum. Gittin diye zebralara zürafalara sarıldım.
İşe gelmiyorsun. Gülce, Özgür ve Elif bakıyor yerine. Seni özlüyorum.
Yalan söylemiyorum. Gerçekten özlüyorum.
"Anne suyun altında tam 25 saniye durdum" derken de yalan söylemiyordum.
Çocukluğumdan arta kalandın sen.
Susmak oyun oynamaktan daha zor bugün.
Dişlerinin arası açık senin de. Koskocaman dudakların. Kızıl saçların. Bembeyaz yüzün. İzmir doğumlusun.
Ben kestikçe sen dikiyorsun bugün bileklerimi.
Hıçkırıp ağlarken esrar gibi çekiyorum burnumu.
Öpemedim seni. Sigara kokan parmaklarından. Tuzlu yanaklarından.
Cesedine hayat veririm belki diye her Aralık aşık oluyorum bi adama.
Hafızamı kaybettim bugün. Seni soruyorum herkese.
23 Ekim'i hatırlıyorum. Beni doğurduğunu. Önce aldın eline, sonra tozumu sildin, hohladın, parlattın, ovdun ve okşadın beni.
Beyaz külotlu çorabımın dizindeki yuvarlak kan lekesini görünce ağladığını hatırlıyorum.
Ön cebinde duran yavru kanguruydum. Gittin diye zebralara zürafalara sarıldım.
İşe gelmiyorsun. Gülce, Özgür ve Elif bakıyor yerine. Seni özlüyorum.
Yalan söylemiyorum. Gerçekten özlüyorum.
"Anne suyun altında tam 25 saniye durdum" derken de yalan söylemiyordum.
Postacı
Gelmeyeceksin. Beklemiyorum da. Telefon etme sakın.
Bakışlarını oku. Beni değil. Artık şiir yazmıyorum.
Kapıma dayanan postacıları, öldürerek geçiriyorum vaktimi!
Bakışlarını oku. Beni değil. Artık şiir yazmıyorum.
Kapıma dayanan postacıları, öldürerek geçiriyorum vaktimi!
Ben yürüyüp gittim. Sen ellerini yüzümde unuttun.
Utandım acılarımdan. Utandım yalnızlığımdan. On yedi yaşımızın belalı hikmetinde birden o inkisarları eden güzel hayallerimizden.
Ve aşktan. Ve yağmurdan. Utandım ben
Sen hayatımda unuttun kokunu.
Ve aşktan. Ve yağmurdan. Utandım ben
Sen hayatımda unuttun kokunu.
Kayıtlar*
Oturup karşılıklı ellerimizi seyrederiz.
Omuzlarımıza, dizlerimize, dirseklerimize, bileklerimize bakarız.
Eklemlerin olduğu tesellilerle yücedir kimi kırıcı maceralar.
Hem, bazen
Kayıtdışı da güzeldir ömür.
Omuzlarımıza, dizlerimize, dirseklerimize, bileklerimize bakarız.
Eklemlerin olduğu tesellilerle yücedir kimi kırıcı maceralar.
Hem, bazen
Kayıtdışı da güzeldir ömür.
ki...
Seni seviyorum. Oyuncak köpeğim Esrar'a seni nasıl sevdiğimi anlatıyorum. Oyuncak bile olsa havlayarak ağlıyor.
Kim bilir, oysa sen hangi kentte, hangi yüzünle, hangi elbiselerinle, belki güzel gömleğinle, hangi yalnızlığın sabıkasını yaşıyorsun.
Ben seni bu yüzden seviyorum.
Örümcek Kadın'ın öpücüğüyle uyandırılmış Uyuyan Prens'sin sen.
Ben küçükken ip cambazı olmak için can atmıştım.
Aradığım saatlerde yoksun. Ulaşamıyorum. Ulaşsam ne değişir bilemiyorum.
Ellerini al. Cesur ol !
Daha kaç yıl yaşayabileceğini iddia edebilirsin ki ? Hiç.
Vaktimiz de kalmadı. Yetiştir sigaranı ateşime, kibrit elimi yakmak üzere.
Hiç düşündün mü acaba sen de, deniz savaşlarında nereye saklanır onca balık ?
Ve bilirsin ki tarih kitapları yazmaz aşk savaşlarını.
Hayat, gerçekten üstüne konuşmaya değmez çoğu kere.
Bir kafa at yaşadığın kente. Ben seninle yeniden mağara devrine dönüp duvarlara seninle birlikte yeniden yazıyı keşfetmek istiyorum.
Seni bu yüzden seviyorum. Önyıkamasız. Altyazısız.
Kim bilir, oysa sen hangi kentte, hangi yüzünle, hangi elbiselerinle, belki güzel gömleğinle, hangi yalnızlığın sabıkasını yaşıyorsun.
Ben seni bu yüzden seviyorum.
Örümcek Kadın'ın öpücüğüyle uyandırılmış Uyuyan Prens'sin sen.
Ben küçükken ip cambazı olmak için can atmıştım.
Aradığım saatlerde yoksun. Ulaşamıyorum. Ulaşsam ne değişir bilemiyorum.
Ellerini al. Cesur ol !
Daha kaç yıl yaşayabileceğini iddia edebilirsin ki ? Hiç.
Vaktimiz de kalmadı. Yetiştir sigaranı ateşime, kibrit elimi yakmak üzere.
Hiç düşündün mü acaba sen de, deniz savaşlarında nereye saklanır onca balık ?
Ve bilirsin ki tarih kitapları yazmaz aşk savaşlarını.
Hayat, gerçekten üstüne konuşmaya değmez çoğu kere.
Bir kafa at yaşadığın kente. Ben seninle yeniden mağara devrine dönüp duvarlara seninle birlikte yeniden yazıyı keşfetmek istiyorum.
Seni bu yüzden seviyorum. Önyıkamasız. Altyazısız.
Oysa
Tasarlanmamış bir bırakışın var senin.
Seni seviyorum diye söylemiyorum, ölsen leşin sayılırım, aklında olsun.
Seni seviyorum diye söylemiyorum, ölsen leşin sayılırım, aklında olsun.
Masallarla Geliyorum
Olması gerektiği kadar fedakar biriyim aslında; daha fazlasını umma açıkçası. Endişelerim, ideallerim, halletmeye çalıştığım meselelerim var. Başkalaşmaya çalışıyorum. Gözardı edilmiş tutumlar edinmek hoş. Değişmek, hiç de zor değil.
Yalnızca özgür olabilsem, sorun kalmayacakmış gibi sanki. Anlaşılmak istiyorum: sevdiğim bir şarkıyı herhangi biriyle paylaşırken aynı duyguları hissetmek arzusu bu. Evet, tıpkı bu. Sese, ahenge kapılırken, kendini müziğin ritmine verirken yanında bir diğerinin olabilmesi; görkemli bir anda birlikte sadeleşebilmek. Birlikte dansedebilmek gibi. Sen hastayken başucunda birinin sabaha kadar oturması gibi. Arada bir alnındaki teri silmesi, üstünün açılmamasına dikkat etmesi gibi. Bir başkası için hayatta kalma çabası gibi sanki. Ölmek için değil, yaşamak için uğraşmak gibi. Ummadan, hayal etmeden, sıradan, olduğu gibi. Doğal. Ve ciddi. Ciddi ciddi hayatla mücadele edebilme gücü. Bu gücü yanyanayken yaratabilme yeteneği. Ben bu yeteneğin bir parçası olarak sokuluyorum sana. Masallarla geliyorum. Efsanelerle geliyorum. Herhangi bir insanın birikimiyle geliyorum aslında. Artniyetsizim. İnan.
Yalnızca özgür olabilsem, sorun kalmayacakmış gibi sanki. Anlaşılmak istiyorum: sevdiğim bir şarkıyı herhangi biriyle paylaşırken aynı duyguları hissetmek arzusu bu. Evet, tıpkı bu. Sese, ahenge kapılırken, kendini müziğin ritmine verirken yanında bir diğerinin olabilmesi; görkemli bir anda birlikte sadeleşebilmek. Birlikte dansedebilmek gibi. Sen hastayken başucunda birinin sabaha kadar oturması gibi. Arada bir alnındaki teri silmesi, üstünün açılmamasına dikkat etmesi gibi. Bir başkası için hayatta kalma çabası gibi sanki. Ölmek için değil, yaşamak için uğraşmak gibi. Ummadan, hayal etmeden, sıradan, olduğu gibi. Doğal. Ve ciddi. Ciddi ciddi hayatla mücadele edebilme gücü. Bu gücü yanyanayken yaratabilme yeteneği. Ben bu yeteneğin bir parçası olarak sokuluyorum sana. Masallarla geliyorum. Efsanelerle geliyorum. Herhangi bir insanın birikimiyle geliyorum aslında. Artniyetsizim. İnan.
Wild Boys
sy10
Ne kadar gereksiz şu dargınlıklar.
Mektuplar sende kalsın, çocukları ben yırtarım tripleri.
Ne kadar yanlış böyle kızıp kızıp gitmeler,
süklüm püklüm bırakmalar,
abur cubur ayrılıklar,
tekme tokat terkler!
Şayet dokunabilsem bir kere size bozulacak büyü, inanıyorum.
Ben inanıyorum bir kere size.
Ah ne güzeldiniz geçen giden günlerde.
Güneşliydiniz.
Kuyruklu yıldızlar geçerdi dudaklarınızdan.
Ağzınıza burnunuza ’sevda reçeli’ bulaşmıştı.
Nüfusunuzda aşk, melankoli, uyuşturucu, ideoloji ve seks vardı bir vakit.
Şendiniz.
Yaslı gidin şen gelmiştiniz.
Atatürk siroz olmuş, gümüş alkol durmaz akardı.
Hoştunuz.
Bir parça kahkahaydınız.
Sizinle kuruluyordum, tıpkı bir saat gibi.
Ben pimi çektim, siz infilak ettiniz.
İyi bok yediniz.
Sanki çok sikimdeydi portmantoya astığınız yüzünüz.
Tarihe sığmaz, sıçar taşarız diye benimle gelecektiniz de
Korku Teyze’nizle Norm Amca’nız yarım mı kaldı hülyalarınızda?
Aşırı hızlı gidip radara mı yakalandı idealleriniz ömür boyu sürecek parazit ihanetlerinizde?
Siz salon sosyalistleri, salon-salamanje artistleri,
oturma odası marxist-şantörleri, siz, yatakodası provakatörleri!
Bırakın artık yeraltıkültürünün çıkışlarını ve gerçek d’evrimcileri!
Ne demişti Bakunin: ’Olumlama, insanın hayvansallığıdır!
İzin verecek misiniz Arkadaş Özger’i, Kaan ince’yi, Tuğhan’ı, Alper’i anmama?
Bırakın Kız Kulesi’nde şiir cumhuriyeti kurmayı da
bana adam gibi bir ülkede adam gibi yaşamanın muhteşem görkeminden sözedin.
Bırakın Sultan Ahmet Meydanı’nda hapishane kökenli şiir geceleri düzenlemeyi,
o işe artık Halide Edip bakıyor.
Ben orospuları, ibneleri, esrarkeşleri, delileri, akl-ı habis delikanlıları seviyorum arkadaşlar!
Cayır cayır yanıyorum, yandaşlarım nerede?
Güzel günler göreceğiz çocuklar diye yazmıştın,
yüreğine sağlık da Nâzım Usta,
baksana ne buralarda ne de oralarda bir sikim olduğu yok.
Kara gözükmüyor hâlâ.
Yıllardır denizde, bir ceviz kabuğu içersinde,
şunca kişi gidiyoruz taşaklarımızı dinlendire dinlendire.
Rica edeceğim, yaşamın ucundan, kalemin ucundan, erkeğin ucundan filan değil, kendi gücümüzden, suretinizden, telaşınızdan korkun.
Ne kadar gereksiz şu dargınlıklar.
Mektuplar sende kalsın, çocukları ben yırtarım tripleri.
Ne kadar yanlış böyle kızıp kızıp gitmeler,
süklüm püklüm bırakmalar,
abur cubur ayrılıklar,
tekme tokat terkler!
Şayet dokunabilsem bir kere size bozulacak büyü, inanıyorum.
Ben inanıyorum bir kere size.
Ah ne güzeldiniz geçen giden günlerde.
Güneşliydiniz.
Kuyruklu yıldızlar geçerdi dudaklarınızdan.
Ağzınıza burnunuza ’sevda reçeli’ bulaşmıştı.
Nüfusunuzda aşk, melankoli, uyuşturucu, ideoloji ve seks vardı bir vakit.
Şendiniz.
Yaslı gidin şen gelmiştiniz.
Atatürk siroz olmuş, gümüş alkol durmaz akardı.
Hoştunuz.
Bir parça kahkahaydınız.
Sizinle kuruluyordum, tıpkı bir saat gibi.
Ben pimi çektim, siz infilak ettiniz.
İyi bok yediniz.
Sanki çok sikimdeydi portmantoya astığınız yüzünüz.
Tarihe sığmaz, sıçar taşarız diye benimle gelecektiniz de
Korku Teyze’nizle Norm Amca’nız yarım mı kaldı hülyalarınızda?
Aşırı hızlı gidip radara mı yakalandı idealleriniz ömür boyu sürecek parazit ihanetlerinizde?
Siz salon sosyalistleri, salon-salamanje artistleri,
oturma odası marxist-şantörleri, siz, yatakodası provakatörleri!
Bırakın artık yeraltıkültürünün çıkışlarını ve gerçek d’evrimcileri!
Ne demişti Bakunin: ’Olumlama, insanın hayvansallığıdır!
İzin verecek misiniz Arkadaş Özger’i, Kaan ince’yi, Tuğhan’ı, Alper’i anmama?
Bırakın Kız Kulesi’nde şiir cumhuriyeti kurmayı da
bana adam gibi bir ülkede adam gibi yaşamanın muhteşem görkeminden sözedin.
Bırakın Sultan Ahmet Meydanı’nda hapishane kökenli şiir geceleri düzenlemeyi,
o işe artık Halide Edip bakıyor.
Ben orospuları, ibneleri, esrarkeşleri, delileri, akl-ı habis delikanlıları seviyorum arkadaşlar!
Cayır cayır yanıyorum, yandaşlarım nerede?
Güzel günler göreceğiz çocuklar diye yazmıştın,
yüreğine sağlık da Nâzım Usta,
baksana ne buralarda ne de oralarda bir sikim olduğu yok.
Kara gözükmüyor hâlâ.
Yıllardır denizde, bir ceviz kabuğu içersinde,
şunca kişi gidiyoruz taşaklarımızı dinlendire dinlendire.
Rica edeceğim, yaşamın ucundan, kalemin ucundan, erkeğin ucundan filan değil, kendi gücümüzden, suretinizden, telaşınızdan korkun.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
